Savaş İlk Kez İsrail Topraklarında

Filistin-İsrail çatışması dünyanın en bitmek bilmeyen çatışmalarından biridir. İsrail’in kuruluşundan bile daha eskidir. Hamas ve İslami Cihad gibi İsrail Savunma Gücü de Haganah ve Irgun gibi devlet dışı aktörlerden evrilmiştir. Kültürel, dini ve etnik değerler bir yana, çatışmalar mantık gerektirir. Pragmatik ve mantıklı olmak gerekirse, Hamas’a “terörist” ama Irgun’a “direnişçi” diyen ya da İsrail’in yaptıklarına “sivil katliamı” deyip Hamas’ın sivillere yaptıklarına demeyen birinin sağlıklı bir analiz yapması mümkün olmayacaktır. Tüm duyguların ötesinde, burada gerçekten de tüm cephelerde savaş suçları işleniyor ve iktidarı ele geçirene kadar herkes mazlum. Bu analizin tonunu belirleyen kısa bir girişten sonra, öncelikle İsrail’deki siyasi durum ile bölgesel ve küresel denklemler ele alınacak ve mevcut durumun doğası bunlar üzerinden görülecektir.

         Bu sabah, Filistin’in İsrail ablukası içindeki toprakları olan ve Filistinli silahlı grupların yuvası olan Gazze’den İsrail topraklarına hiç beklenmedik bir saldırı gerçekleşti. 7 Ekim tarihinin seçilmesi bir tesadüf değil. Tıpkı 1973 Yom Kippur savaşında olduğu gibi İsrail yine bir bayram gününde, hem Cumartesi olması sebebiyle Şabat hem de 7 Ekim Simhat Torah bayramının ilk gününde saldırıya uğradı. Ayrıca 6 Ekim, 1973’te Mısır’ın başlattığı Yom Kippur’un da yıl dönümüydü. İsrail ve Filistin çatışması, bölgeyi çalışanların çok iyi bileceği, çalışmayanlarınsa şaşırdığı şekilde aslında her gün devam etmektedir. Filistin’deki yerel kaynakların ve Filistinli sosyal medya hesaplarının haberlerinden ve canlı yayınlarından da görüleceği üzere özellikle de Batı Şeria’da Filistinlilerin 1 hafta rahat ve huzurlu bir uyku uyuduğu görülmemiştir. Abluka altındaki Gazze de susuzluk, elektrik sorunu ve mülteci kamplarının hakim olduğu bir bölgedir. Buradaki balıkçılık faaliyetleri bile İsrail tarafından zorlaştırılmaktadır. Özellikle Müslümanların önemli gün ve bayramlarında Mescid-i Aksa’ya ve Filistinlilere yönelik saldırıları devam etmektedir. Bölgedeki sadece Müslüman Filistinlilere değil, Hristiyanlara da rahatsızlık veren İsrail Şirin Ebu Akleh örneğinde de görüldüğü üzere Hristiyan cenazelerine bile saldırıda bulunmaktadır.

         İsrail’de Yükselen Aşırı Sağ

         İsrail’de 2018-2022 arası yaşanan siyasi kriz ve art arda yapılan fakat bir hükümet kurulamamasıyla sonuçlanan seçimlerin ardından 1 Kasım 2022’de yapılan seçimle aşırı sağcılarla koalisyon kuran Netanyahu hakkındaki yolsuzluk iddiaları ve soruşturmalara rağmen yeniden başbakan olmuştu ve bu zamana kadar İsrail’in gördüğü en sağcı kabine kurulmuştu. Koalisyondaki aşırı sağın adeta simgesi olan Ben Gvir’in Ulusal Güvenlik Bakanlığına getirilmesi İsrail’in geleceğiyle ilgili başta sol kesimdekiler olmak üzere İsraillileri bile tedirgin etmiştir. Otzma Yehudit partisinin lideri olan Gvir, Araplara ve Filistinlilere karşı aşırı radikal söylemleriyle bilinmektedir. Özellikle son 6 aydaki söylem ve açıklamalar, gerçekleştirilen faaliyetler aşırı sağcıların korkulan emellerini gözler önüne sermiştir. Polisi adeta bir “siyaset polisine” dönüştürmekle eleştirilen Gvir, Mart ayında kendisine bağlı bir “muhafız gücü” kurulmasına dair Netanyahu ile anlaşmıştı. Ayrıca Batı Şeria’daki yerleşimci sayısının 2050 yılına kadar 1 milyona çıkarılması planları da medyada yer bulmuştu. Zaten Filistinlilere saldırıların günlük bir rutin haline geldiği İsrail ve Filistin’de Ben Gvir’in aşırı ırkçı söylemleri sonrası aşırı sağcı İsraillilerin sivillere saldırıları artmış, hatta Hristiyan din adamlarını giyimlerinden dolayı belli yerlere sokmadıkları ve ayin yapan Hristiyanlara tükürdükleri görüntüler artmaya başlamıştı. Son olarak “başbakanın görevden alınmasını zorlaştıran” ve yargının pek çok yetkisini İsrail meclisi Knesset’e devreden yargı reformuna karşı protestolar Ekim itibarıyla 10. ayına girmişti. Hatta protestoların ilk haftalarında Filistin bayrağı kaldıranların dövüldüğü protestolarda, son haftalarda sık sık Filistin bayrakları açılmaya başlanmıştı. Daha da ilerisi, işgal karşıtı protestocular, Filistin bayrağının engellenmesi sebebiyle aynı renklerde olduğu gerekçesiyle “karpuz” sembollü bayrak ve tişörtler kullanmaya başlamışlardı.

         Arap ve İslam Dünyası’nın İsrail ile Normalleşmesi

         2013’te Sisi ile Mısır, özellikle 2020’deki İbrahim Anlaşmalarıyla birlikte BAE, Bahreyn ve ardından Fas ve Sudan da İsrail ile normalleşme başlattı. İlerleyen süreçte karşılıklı açılan büyükelçiler, Filistin konusunda yumuşayan söylemler sonrası Suudi Arabistan ve Türkiye de bu kervana katılarak ilişkileri normalleştirmeye girişmişti.

         Filistin meselesi İsrail’in kuruluşundan bu yana bir “Arap dünyası sorunu” olarak karşımıza çıkmıştır. Filistin, İsrail’e karşı verdiği tüm savaşları bu zamana dek diğer Arap ülkeler üzerinden vermiştir. Nitekim tüm bu savaşlar (1948, 1967, 1973) tam da bu nedenle “Arap-İsrail Savaşları” olarak anılmaktadır. Süreç içerisinde I. İntifada ve II. İntifada gibi pek çok sivil direniş olmuş fakat bu tanklara karşı taştan öteye geçememiştir. 1973 Petrol Krizi’nde olduğu gibi Filistin meselesi zaman zaman küresel dinamiği bile etkileyen bir faktör olmuştur. Bu meselede özellikle Körfezi ülkelerinin edindiği roller gidişata etki etmiştir.

         Suudi Arabistan’ın kurucusu kral Abdülaziz el-Suud, ABD Başkanı Eisenhower ile bir görüşmesinde “Komünistlerin bizim dostumuz olmadığını hatırlamak güzel olsa da, biz Araplar komünizmin çok uzak düşman olduğunu ve İsrail’in kendi arka bahçemizde keskin bir düşman olduğunu fark etmek zorunda kaldık.” ifadelerini kullanmış ve bu politika gelgitli olarak bir süre devam etmiştir. Hamas’ın İran ile yakınlaşması sonrasıysa -ki Lübnan’da bulunan Hizbullah ile de gittikçe yakınlaşmaktadır- Suudi Arabistan ve Hamas arasına soğukluk girmiştir. Hatta Katar Krizi ile Hamas-Suudi Arabistan ilişkileri daha da gerilmiş ve Suud medyası, Katar ile iyi ilişkilere sahip Hamas’a karşı saldırgan bir dil kullanmıştır. Bakıldığında Hamas ve Filistin’i fire vermeden destekleyen -bilhasssa mali olarak- ülke olarak sadece Katar ve İran karşımıza çıkmaktadır. Özetle 1948-1973 arası Filistin davasına büyük bir özveriyle sahip çıkan ve bu uğurda savaşa dahi giren Arap dünyasının, günümüze gelindiğinde İsrail ile normalleşmeye girmesi doğal olarak Hamas’ı İran Arap ekseninden İran eksenine çekmiştir. Nitekim Hamas’ın silahlı kanadı Kassam Tugaylarının bugün saldırılarda da kullandığı Fajr-5 ve Grad füzeleri de İran yapımıdır. Başta silah yardımı olmak üzere İran, Hamas’a pek çok yardım göndermektedir. Filistin meselesinin gittikçe Arap dünyasından ayrılarak “Filistinlileşmesi”, Filistin için sadece Filistinlilerin mücadelesiyle kurtulabileceği idraki de bu saldırının motivasyonlarından biri olarak yorumlanabilir.

         Rusya-Ukrayna Savaşı

         İsrail, saldırıların arkasındaki isim olarak ısrarla İran’ı göstermekte. Şubat 2022’de, 2014’te yaşananların bir devamı olarak Rusya’nın birkaç günde alacağını düşündüğü Ukrayna’yı işgal etmesi fakat Ukrayna’nın Avrupa ve ABD’nin desteğiyle mukavemet göstermesiyle savaşın uzaması Rusya’yı psikolojik, askeri ve siyasi olarak yıpratmıştır. ABD yaptırımları gölgesindeki İran’ın sıkı bir müttefiki olan Rusya, Ukrayna’ya karşı İran yapımı silahlar da kullanmaktadır. Rusya’da kayda değer bir Yahudi nüfus bulunmaktaydı fakat bu, özellikle Rusya-Ukrayna gerilimleriyle de azalmaya gitmiş ve Rusya’daki Yahudilerin İsrail’e toplu göçleri olmuştur. Aslında büyük oranda bir göçmen ülkesi olan Rusya’da İbranice ve Arapça’dan sonra en çok konuşulan dil olarak Rusça gelmektedir. Rusya son zamanlarda Yahudilere karşı şüpheci ve anti-Yahudi söylemlerde bulunmuştur. Hatta Ukrayna savaşı sonrası Moskova Hahamı’nı ajan olduğu gerekçesiyle sürmüştü. Birçok Yahudi din adamı da Rusya’daki Yahudiler için Rusya’yı terk etme çağrısı yapmıştı. Bunun yanında Rusya’nın müttefikleri Suriye ve İran ile de İsrail ilişkilerinin düşmanlık seviyesinde olduğunu da hatırlamak gerekir.

Sonuç

İşte böyle bir bölgesel ve küresel ortamda bu durum gerçekleşti. Sabah 06.00 sularında gerçekleşen saldırı roketlerin ötesine geçti. Gazze’den İsrail’e saldırılar hep oluyordu. Karşılıklı olarak roketler atılıyor, zaman zaman İsrail’de -uzun süredir gerçekleşmemekle birlikte- canlı bomba olayları gerçekleşiyor, bazen sınır devriyelerinden hapishanedeki Filistinli mahkumlarla değiş-tokuş edilmek üzere İsrail askerleri kaçırılabiliyordu. Tüm bu olaylarda çoğu zaman Filistinlilerin sivil ağır kayıplar verdiği çatışmalar oluyordu. Fakat ilk kez savaş İsrail topraklarına topyekun olarak taşındı. İlk kez İsrailli sivillerin sokaklarında, otobüs duraklarında beklerken ya da İsrailli devriyeler gezerken vurulduğu görüldü. Aslında İsrail’de asker, sivil ya da bürokrasi herkes savaşın aslında ne olduğuna ilk kez bu kadar yaklaşmış oldu. Çok büyük bir zafiyet gösteren İsrail istihbaratı için soruşturma açıldı.

Sonuç olarak her ne kadar Hamas bu saldırının nedeni olarak radikal Yahudilerin Mescid-i Aksa’ya girişi olarak gösterse ve operasyonun adını “Aksa Tufanı” koysa bile, “daha önce de Mescid-i Aksa’ya karşı radikallerin girişimleri olmuştu öyleyse neden o zaman değil de bugün?” sorusunun sorulması gerekir.

Bu saldırının nereye varacağı, nereden geldiğine bağlı. Hamas, İsrail’deki siyasi çıkmazdan cesaret almış, Arap dünyasından kestiği umut ile İran’a ve kendi içine dönmüş olabilir. Ayrıca Hizbullah’ın söz konusu operasyonla ilgili açıklamalarında bunun “İsrail’le barışan Arap ülkelerine bir mesaj” olduğunu söylemesi de bu durumu doğrular niteliktedir. Rusya ile pek de iyi ilişkilere sahip olmayan İsrail, ABD’nin bölgedeki bekçisi olarak Rusya’nın radarına girmiş olabilir. Bu olay, İsrailli kaynakların açıklamalarına göre İran tarafından başlatılmış olsa bile arkasında Ukrayna savaşında yıpranan Rusya’nın rakibi ABD’yi İsrail üzerinden Ortadoğu’da yıpratma stratejisi yatıyor olabilir. Nitekim Ukrayna’nın olayların sıcağı sıcağına İsrail’e destek açıklamaları yapması da boşa değildir. Her ne kadar İsrail kurumsal olarak Filistin’e karşı üstün olsa da kaçan İsrailli sivil ve askerler bu çatışmanın seyrini değiştirebilir.

Yazan :Dilruba Yıldız

*Makalelerdeki fikirler yazarına aittir ve Divan Araştırma ve Eğitim Derneği’nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.

Leave A Comment

At vero eos et accusamus et iusto odio digni goikussimos ducimus qui to bonfo blanditiis praese. Ntium voluum deleniti atque.

Melbourne, Australia
(Sat - Thursday)
(10am - 05 pm)